Bunun yanında bir mekânın tasarımı, çatısının altında yaşayanların ihtiyaçlarını karşılayamazsa iyi bir tasarımdan söz edemeyiz. Bir binada doğal ışığın olmaması, kötü havalandırma ve sinir bozucu işlevsellik eksikliği, sakinlerini hem ruhsal hem de fiziksel olarak olumsuz etkiler. Alanını en iyi şekilde kullanan hafif ve havadar mekânlar ise ruhsal sağlığı ve enerjiyi artırır. İyi tasarlanmış bir mekân hem güvenli bir alan hem de duyusal uyarım sağlar.
Tasarım, sadece görsel bir durum değil, aynı zamanda insan olarak yaşam şartlarımızı geliştirebilmemiz için bir araçtır. Bir tasarımın iyi ve güzel olabilmesi için sadece göze güzel görünmesi yetmez. Bununla birlikte tasarımın, insancıl, özenli ve refahı önceleyen bir anlayışı olması geriyor. Bu nedenle bir mekânı tasarlarken ‘‘insanı’’ ve ‘’insan deneyimlerini’’ tasarım sürecinin en başına koymak gerekir. Bu da mekânın kullanıcıları ile empati kurmanın neticesinde meydana gelir.
Tüm bunlardan yola çıkarak iyi bir tasarım için sürecin başından sonuna kadar uzun bir sorgulama, empati yapma, problem çözme ve yaratıcılık süreci gerekir, diyebiliriz. Farklı mekanlardaki tepkilerimizi ve duygularımızı gözlemleyerek Alain De Botton’un mimari felsefesini görebilir ve anlamlandırabiliriz. İster yalnız ister sosyal bağlamda olsun, bulunduğumuz çevrenin kalitesi kim olduğumuzu ve kim olmak istediğimizi belirler. Günümüzde sanatsal değerleri amorti eden daha modern bir dönemi yaşıyoruz. Bu nedenle evlerimizden şehrin sokaklarına kadar, kendi ellerimizle şekillendirdiğimiz her yerde iyi bir mimari tasarımı öncelemeli ve talep etmeliyiz.